Dev Koray’ın Cesur Görevi

Dev Koray, uzak diyarlardaki Gökkaya Köprüsü’nün altına hapsedilen güneş taşıyla krallığa huzur ve ışık getirmek ister. Kocaman adımları ve kocaman yüreğiyle zorlu arazilerden, gizemli mağaralardan ve kadim bilmece kapılarından geçerek dayanışma, cesaret ve liderlik özelliklerini keşfeder.


Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, gökyüzünde gün ağarırken, Vadili Krallığı’nın üstüne ayaz bir sis çökmüş. Güneş ışınları bulutların arasından güçsüzce sızıyor; tarlalar solgun, nehirler kıpırtısız duruyormuş. Köy meydanında toplanan halk, tedirgin gözlerle birbirine bakarken yaşlı bilge, “Güneş taşı Gökkaya Köprüsü’nün altına hapsedildiği için ışık güçsüzleşti. Onu geri getirecek olan, saf kalpli bir cesur yürektir,” demiş.

Halkın içinden yükselen hafif mırıltıların arasında, kollarını göğe doğru uzatan Dev Koray seçilmiş. Boyu ağaçlardan uzun, sesi dağları titreten bu dev; ama kalbi bir o kadar narin ve koruyucuymuş. “Gelin,” demiş, “ışığı geri getirelim!” Koray’ın ilk adımı onu sisle kaplı Kara Orman’a götürmüş. Ağaçların dalları birbirine dolaşmış, patikalar kaybolmuş. Koray, koca elini toprağa bastığında dalgalar halinde titreşim yayılmış ve ormanın kalbindeki saklı patika ortaya çıkmış. Küçük bir sincap grubu, titreyen minik sesleriyle “Bu yolu kimse göremezdi, senin adımların açtı,” demiş. Koray gülümsemiş, “Hep birlikte ilerleyelim,” diyerek sivri ağaçların arasından geçirmiş. Ormanın çıkışında, ayak bileği kadar derin bir nehir akıyormuş. Nehirdeki eski tekneler çürümüş, köprü ise yıkılmış. Koray, “Endişe yok,” demiş; derin bir nefes alıp nehir boyunca yavaşça yürümeye başlamış. Ayağı suya her değdiğinde, su damlaları gümüş parıltılar saçarak kıyıya fırlamış; sular kabararak Koray’ın üzerinden akıp gitmiş. Karşı kıyıya ulaştığında, su perileri alkışlamış. İlerleyen yol, Gökkaya Köprüsü’ne çıkan dik bir yamaçla sona eriyormuş. Yamaç öyle sarp ki, normal bir insan tırmanışı imkânsızmış. Koray, elindeki büyülü asa yerine geçen koca bir meşe dalını yere saplamış; dal, kütüğe dönüşüp basamaklar oluşturmuş. Basamak basamak tırmanırken her adımında yamaçta solmuş otlar canlanmış, karanlık kayalar çiçek açmış. Tepede, eski taş köprünün yarısı gökyüzüne yükseliyormuş; altındaki kemerler kırılmış, ortada koca bir boşluk varmış. Göğe yükselen kemer parçalarının arasında, ışıksız ve solgun duran Güneş Taşı kafes içinde duruyormuş. Taşın etrafını saran demir halkalar, kadim büyülerle mühürlenmiş. Koray, büyülü düğümü çözmek için kadim bir bilmece kapısına yönelmiş. Kapıda üç satır yazı varmış: “Işığın üç kaynağı: Cesaretin soluğu, dostluğun yankısı, umudun kıvılcımı. Hangi kelimeyi söylersen kilit açılır?” Koray bir an düşünmüş. “Cesaret…” demiş. Kapı hafifçe titremiş, ama hala kapanı aralamamış. “Dostluk…” demiş ikinci kez. Kapı biraz daha gevşemiş, ancak tam açılmamış. Sonunda “Umut!” diye yüksek sesle haykırmış. Taşın etrafındaki demir halkalar bir bir çözülmüş; Güneş Taşı parlak bir ışık halesiyle serbest kalmış.

Dev Koray’ın Cesur Görevi

O anda sis dağılmış, gökyüzü açılmış; güneşin ilk ışıkları vadinin her köşesine ulaşmış. Koray, Güneş Taşı’nı iki eliyle kavrayıp yavaşça kaldırmış; parıltısı yüzünü aydınlatmış. Taşı köprünün tam ortasına yerleştirince, kırık kemerler kendi kendine onarılmaya başlamış; taşın ışıltısıyla köprü tamamen yeniden inşa olmuş. Vadili Krallığı’na dönerken, Koray’ın ardında bir ışık yolu bırakmış; çiçekler onun izinden filizlenmiş, kuşlar peşinden neşe dolu şarkılar söylemiş. Köy meydanına ulaştığında, halk ayakta alkışlamış. Yaşlı bilge, “Gerçek güç, kocaman yüreklerin adımlarında gizlidir,” diye ilan etmiş. O günden sonra, her sabah Gökkaya Köprüsü’nün altından yükselen altın ışık, vadide umut ve huzur getirir olmuş. Dev Koray ise köprünün bekçisi olarak, cesareti, dostluğu ve umudu her adımında korumuş.

Daha fazla uzun masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz.

Yorum yapın