Gökyüzünde sadece bulutlardan oluşan bir ülke vardır: Bulutistan. Burada her şey pamuk gibi yumuşaktır ve dondurma şeklindeki bulutlar çocukların en sevdiği yiyecektir. Bir gün bu büyülü diyara dünyadan bir çocuk düşer. Bulutistan’ın kurallarına alışmaya çalışan bu küçük misafir, arkadaşlık, uyum ve hayal gücünün gücünü keşfeder.
Bulutistan, gökyüzünün en yükseğinde, kuşların bile pek uğramadığı gizli bir yerdi. Burası tamamen bulutlardan oluşuyordu. Evler, yollar, ağaçlar ve hatta parklar bile pamuk şeker gibiydi. Ama en güzeli, gökyüzünden zaman zaman yağan dondurma bulutlarıydı. Vanilya, çilek, çikolata… Ne zaman bir bulut dondurma şekli alsa, çocuklar havaya zıplayarak tadına bakarlardı.
Bir gün gökyüzünde bir gariplik oldu. Güneş biraz eğildi, rüzgâr hafifçe yön değiştirdi ve pamuk bulutların arasına bir çocuk düştü! Üzerinde çizgili pijaması olan bu çocuk, şaşkın gözlerle etrafına bakıyordu. Bulutistan halkı hemen toplanıp ona yaklaştı. En yaşlı bulut olan Bay Sünger, gözlüğünü düzelterek sordu:
“Merhaba küçük çocuk, sen de hangi rüzgârın hediyesisin?” Çocuk ürkekçe cevap verdi: “Ben… şey… Uyuyordum. Bir anda yatağımın altı kaydı, sonra buraya geldim. Benim adım Mert.” Mert ilk başta Bulutistan’ın kurallarına alışmakta zorlandı. Mesela yürümek biraz zordu çünkü zemin yumuşacıktı ve ayakları içine gömülüyordu. Ve burada hiç sesli bağırmak yasaktı çünkü yüksek ses bulutları dağıtabilirdi. Dondurmalar havadan yağıyordu ama sadece paylaşılırsa tadı güzelleşiyordu. Mert, ilk gün oyun oynarken dondurma bulutunun tümünü tek başına yemeye çalıştı. Ama tadı karton gibi oldu. Minik Bulutçiçek adındaki bir kız bulut yanına gelip, “Burada tatlılar ancak paylaşıldığında tatlanır,” dedi. Mert bir lokma dondurmayı ona uzattığında, bulut dondurmanın rengi hemen parladı ve çilek kokusu etrafa yayıldı. Mert kısa sürede kurallara uydukça Bulutistan’ın ne kadar büyülü bir yer olduğunu fark etti. Uyum gösterdikçe, oynadığı salıncak daha yükseğe çıkıyor, söylediği şarkılar gökyüzünde yankılanıyordu. Bir sabah, Mert ve Bulutçiçek bulut kaykaylarıyla yarış yaparken, gökyüzünde büyük bir çatlama sesi duyuldu. Ufukta kara bulutlar yaklaşıyordu. “Fırtına Kapısı açılıyor!” diye bağırdı Bay Sünger. Tüm Bulutistan halkı panikledi. Fırtına Kapısı sadece gerçek dünyadan gelen bir çocuk hayal etmeyi unuttuğunda açılırdı. Mert bunu duyunca durdu: “Ben… ben son zamanlarda hayal kurmamıştım. Sadece televizyon izleyip telefonla oynamıştım.”

Bulutçiçek onun elini tuttu. “Haydi birlikte bir hayal kuralım!” dedi. Mert gözlerini kapadı. “Ben… tekrar kitap okumayı, çimenlerde koşmayı, kartondan roket yapmayı hayal ediyorum…” dedi. O an, kara bulutlar dağıldı, gökyüzü pırıl pırıl oldu. Fırtına Kapısı kapandı. Bulutistan alkışlarla coştu. Ertesi sabah Mert yatağında uyandı. Yanında küçük bir bulut şekilli dondurma vardı. Bir daha hiç unutmadı: Hayal etmek sadece eğlence değil, aynı zamanda kalbinin gökyüzüne açılan kapısıydı.
Daha fazla uzun masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi incelebilirsiniz.
